Gönderen Konu: Rüyanın yorumu bir güzel kitap oldu  (Okunma sayısı 2032 defa)

Çevrimdışı Administrator

  • Administrator
  • Newbie
  • *****
  • İleti: 28
  • Karma: +0/-0
    • Profili Görüntüle
Rüyanın yorumu bir güzel kitap oldu
« : Kasım 03, 2019, 05:17:11 ÖÖ »
Rüyanın yorumu bir güzel kitap oldu
Kutlu Doğum Haftası'nın en kalıcı etkinliklerinden biri, Hz. Peygamber'i anlatan ve geleneksel sanatlarımızın nadide formu olan hilye ile ilgili bir kitabın yayımlanmasıydı. Tezhip sanatçısı Faruk Taşkale (solda) ile hattat Hüseyin Gündüz'ün 'Hilye-i Şerife' adlı eserinin yayınına en önemli sebep, yazarlardan birinin Peygamberimiz'i gördüğü bir rüya imiş.
Bu yılki 'Kutlu Doğum Haftası' etkinliklerinin en nitelikli, en kalıcı örneklerinden biri, Hz. Peygamber'i anlatan ve geleneksel hat sanatımızın en önemli formu olan 'hilye-i şerife'leri bir araya getiren eserin yayımlanması oldu. Konu ile ilgili hazırlanmış en kapsamlı ilk eser olma özelliğini taşıyan kitap, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi öğretim üyelerinden Doç. Dr. Faruk Taşkale ve Yard. Doç. Dr. Hüseyin Gündüz tarafından yazılıp hazırlandı, Antik AŞ tarafından basıldı. Türkçe ve İngilizce olarak hazırlanmış 300 sayfalık eser, İslam sanatları içerisinde önemli bir yer tutan hilye-i şerîfe'lerin doğuşunu, gelişimini, içeriğini ve sanat özelliklerini içeriyor. Hat sanatının dehası olarak kabul edilen Hâfız Osman'dan eserin yazarlarından hattat Hüseyin Gündüz'e kadar birçok hat üstadının yazdığı yaklaşık 200'e yakın hilyenin fotoğrafının yer aldığı kitapta, Antik Dekor'un 2005'te düzenlediği 'Hilye-i Şerîfe Hat Yarışması'nda dereceye giren eserler de var. Kütüphaneler, resmî ve özel müzeler ile koleksiyonerlerden derlenen hilye-i şerifeleri içeren eser, konuya meraklı kimselerin kütüphanelerinin vazgeçilmezleri arasına gireceğe benziyor. Eserde yer alan hilyelerin bir kısmının yer alacağı sergi ise, Maçka'daki Antik Palace'ta 27 Nisan'a kadar ziyaretçileri bekliyor.
İçeriği, anlamı, hazırlanışı böylesine güzel olan bu kitabın ortaya çıkması, güzel bir rüyaya dayanıyor. Hikayesi ise şöyle: Kitabın yazarlarından Doç. Dr. Faruk Taşkale, geçen yıl Peygamberimiz'i rüyasında görür. Rüyanın onda bıraktığı coşku, bir süre sonra 'O'nun için güzel bir şey yapmalıyım' düşüncesine evrilir. Önce 'Güller ve Hz. Muhammed' adlı bir sergi hazırlamak için niyetlenir ve Hz. Peygamber'in remzi olan gül boyamaya başlar. Hikâyenin bu kitabı ortaya çıkaran kısmını da rüyanın sahibinden dinleyelim: "Antik AŞ'nin geçen yıl açtığı hilye-i şerife yarışmasında dereceye giren eserlerin tezhiplerini öğrencilerimle birlikte yapmıştık. Şirket bu eserleri içeren bir kitapçık hazırlama önerisinde bulundu. Ben de mesai arkadaşım Hüseyin Gündüz Bey ile ortak projemiz olan hilye-i şerife kitabından söz ettim. İki düşünce birleşti ve bu kitap ortaya çıktı."
Hilyeler Peygamberimiz'i anlatır
Hz. Peygamber'in fiziksel özelliklerini, karakterini, insanî ve ahlâkî niteliklerini, tavır ve hareketlerini anlatan hilye metinlerine ve bunların hat sanatı içinde kendine özgü bir formla yazılıp tezhiplerle süslenerek oluşturulan eserlere bunca ilginin sebebi ne? Ki her hattat pek çok hilye-i şerife meşk etmiş ve her müzehhip de bunları süslemiş. Osmanlı döneminde bu eserlerin bir kısmı, matbaalarda basılmış ve neredeyse her evde ya orijinal ya da baskı bir hilye mutlaka bulunurmuş.


   
BURHAN EREN

Çevrimdışı Administrator

  • Administrator
  • Newbie
  • *****
  • İleti: 28
  • Karma: +0/-0
    • Profili Görüntüle
Ynt: Rüyanın yorumu bir güzel kitap oldu
« Yanıtla #1 : Kasım 03, 2019, 05:20:20 ÖÖ »
Bunun sebebini Faruk Taşkale şöyle açıklıyor: "Öncelikle hiç kuşkusuz Efendimiz'in özelliklerini anlatıyor olmaları. İkincisi büyük ölçüde Hafız Osman tarafından ortaya konmuş muhteşem bir grafik tasarıma sahip olmaları. O kadar muntazam ve muhteşem çalışma alanları var ki bu formda, müzehhipleri adeta cezbediyor. Üçüncüsü de Hz. Peygamber'in 'Hilyemi gören beni görmüş gibi olur.' sözünden hareketle, hilyelerin bulundukları yeri kötülüklerden koruyup, o yerlere bolluk, bereket ve huzur getirdikleri inancıdır." Geleneksel edebiyatımızda yazılı form olarak da yer alan hilyeleri, suretin yer almadığı geleneksel İslam sanatlarının deyim yerindeyse 'Hz. Peygamber portreleri' gibi algılamak da mümkün. Tarih içinde binlerce hat ve tezhip sanatçısı yazıyı görselleştirerek, Hz. Ali'den ve sahabeden rivayet edilen nitelikleriyle Hz. Peygamber'in adeta portresini çizmişler. Bu benzetmeyi paylaştığımız tezhip sanatçısı Taşkale, bunu başka bir benzetmeyle paylaşıyor: "Bir hilyeyi tezhip ederken, tabiri caizse, -haddimiz değil ama- sanki O'na kıyafet diken bir terzi gibi hissediyorsunuz kendinizi. Bunu en iyi şekilde yapabilmek için dikkat kesiliyor, aşkla, büyük bir zevkle, ihtimam gösteriyorsunuz."
Gün geçtikçe ilgi artıyor olsa da, bugün üzücü olan şu ki eskiyle kıyaslanmayacak oranda evler hilyesiz ve evlerde hilye bulundurmanın ritüellerinden çok az kimse haberdar... Hilyelerle ilgili üzücü olan bir başka konu ise, elinde orijinal hilye tablosu bulunduran ya da bu eserleri sergilerde izleyen pek çok kimsenin onlara sadece sanat ve ticari açıdan bir değer atfetmesi... Taşkale, bununla ilgili olarak "Oysa bir hilyenin asıl kıymeti Hz. Muhammed'in özelliklerini anlatmasıdır ve hiç tezhiplenmese bile bu ona verilen kıymet için yeterli sebeptir." diyor. Sanatçı bu düşüncesini pratiğe dökmüş ve kitaptaki eserlerden 50 kadarının yer aldığı Antik Palace'ta ziyaretçilerini bekleyen sergide bakın ne yapmış: "Orta boy bir hilye formunda, bütün metinleri Türkçe olan bir örnek de ortaya koyduk. Bunu, kapıdan girildiğinde sanatseverlerin sergide göreceği ilk eser olacak şekilde yerleştirdik. Hilyenin tezhiplenmiş bir yazı olmadığının, işlevinin, içeriğinin, anlamının daha iyi kavranması için..."
Hilyenin Türkçe anlamı
Çoğu örnekte Hz. Ali'nin rivayetine göre yazılan hilye metninin Türkçe anlamı şöyle: "Hz. Ali (Allah ondan râzı olsun), Hz. Peygamber'i (Allah'ın salât ve selamı O'nun üzerine olsun) vasfettiği zaman şöyle buyurdu: Hz. Peygamber'in boyu ne çok kısa ne de çok uzundu, orta boyluydu. Ne kıvırcık kısa, ne de düz uzun saçlıydı; saçı kıvırcıkla düz arasındaydı. Değirmi yüzlü, duru beyaz tenli, iri siyah gözlü ve uzun kirpikliydi. İri kemikli ve geniş omuzluydu. Göğsü ortadan karnına kadar kılsızdı. İki avucu ve tabanları dolgundu, yürüdüğü zaman sanki yokuş aşağı iner gibi rahatlıkla giderdi. Sağına ve soluna baktığında bütün vücuduyla dönerdi. İki omuzu arasında "nübüvvet mührü" vardı. Bu, O'nun son peygamber oluşunun nişânesiydi. O, insanların en cömert gönüllüsü, en doğru sözlüsü, en yumuşak huylusu ve en arkadaş canlısıydı. Kendilerini ansızın görenler, heybeti karşısında sarsılırlar; fakat üstün özelliklerini bilerek sohbetinde bulunanlar, O'nu her şeyden çok severlerdi. O'nun üstünlüklerini ve güzelliklerini tanıtmaya çalışan kimse: 'Ben O'ndan önce ve ondan sonra, Resûlullah gibi birini görmedim...' diye O'nu övmede yetersizliğini itiraf ederdi. Allah'ın salât ve selâmı O'nun üzerine olsun."
BURHAN EREN